<!-- --><!-- --><style type="text/css">@import url(http://www.blogger.com/static/v1/v-css/navbar/697174003-classic.css); div.b-mobile {display:none;} </style> </head><body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=6089618996846155181&amp;blogName=Ebediyetim+ilelebet%21&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLUE&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fwebmymun.blogspot.com%2F&amp;blogLocale=tr&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fwebmymun.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>
Yazdığım Ivır Zıvırlar - Bir sürü boş şey işte.
Tolga Hakkında - Tolga benim ha!
Linkler - Arkadaşların blogları ve mekânlarım.
Mesaj Bırakın - Eşek değilsiniz ya!
Çer Çöp Dolabı - Kibar adıyla "arşiv"
Fotoğraflarım - Gir gir, bak hemen.





Duyuru:
*Bu site en iyi 1680*1050 çözünürlükte görüntülenir. Kendi monitörümden bakarak yapıyorum sonuçta. *Müzik bakıs mevcuttur tepemizde. *Çet bakıs sayfanın(yerin) dibindedir.


05 Temmuz 2009 Pazar

İstanbul'da doğum günü...



ING Bank proje yarışması nedeniyle gittiğim İstanbul'da hiç planlamadığım bir biçimde yeni yaşıma girdim. Şu an Antalya'dayım ve neyse ki bu yaşımı iki şehirde de kutlama fırsatı buldum. Uzun zamandır görmediğim bir ağabeyimle de İstanbul'da görüşebilmek beni çok memnun etti. Farklı şeyler yaşıyor insan, ne güzel.
08 Haziran 2009 Pazartesi

Tatil asla başlamaz...


Finallerin bittiği gün tatile girmiş olmanın sevinciyle evime geldim. Baktım ki hiçbir farklılık hissetmiyorum. Bitti de ne oldu? Diğer seneyi, önceki senenin notlarını düşünmeden yapabildim mi? Neyse deyip yine bıraktık kendimizi zamanın akışına.

Yapacak, önceden yapılmadığı için gecikmiş çok şey var. Birçok tatil planı var kafamda ancak hepsi diğer insanlara bağlı. Kariyerim ve kişisel zevklerim adına da yapmam gerekenler var.

Hep yapmam gerekenler varken ben ne yapıyorum? İşte bunları:

Oyunlarla ve TrGamer ile ilgileniyorum her zamanki gibi. Killing Floor'a sardım şimdi de. TrG'deki incelememde de bahsettiğim gibi harcanacak en yerinde 15$'lık alışverişlerden birisi olduğu kesin. Geceleri can sıkıntıma çok iyi çare oluyor.

Film izliyorum ancak planladığımın daha altına film izleyebildim şimdiye kadar. Başka şeylere kayıyor hep zaman.

Günlük spor yapıyorum. Gün başına duş süresi ile birlikte ayırdığım 1,5-2 saatlik bu koşuşturma tüm gün boyunca kafamı rahatlatmaya yetiyor.

Kitap okuyorum ancak bu aktivite de aynı filmler gibi istediğim yoğunluğa ulaşamadı bir türlü.

Kafamı dinliyorum. Antalya'nın o güzel havasına bir ağaç gölgesinde serin çimlere oturarak karşılıyorum akşamüstü vakitlerinde.

Bunlarda en büyük eksik şüphesiz ki arkadaşlarım. Buradaki arkadaşlarımın şehirlerine gitmiş olması, normalde burada yaşayıp da başka şehirde okuyanların ise henüz gelmemesi başlarda bayağı canımı sıkıyordu. Şimdi ise kendimle biraz baş başa kalmaya ihtiyacım olduğunu anlamamı sağladı. Yine de eksik olmaması gereken "bir" arkadaşım var, onunla da daha geçen görüştük yine. Normalde çalıştığı için bir türlü görüşemiyorduk ama kısa süreliğine izin almış; hemen yanıma geldi o gece motoruyla gezelim diye. Ben de onun yerine bizim arabayla gezmemizi önerdim ve gece 1:00 sularında koyulduk yola, Antalya'da gececilerin tüm mekânlarına uğradık beraber. 4:00 civarında mekânlar da bitti artık, başladık karış karış gezmeye, gezerken muhabbet etmeye. Saat 7:00'ye doğru eve girdim ve harika bir gece olduğu konusunda hemfikirdik. Eğlenmiş, dertleşmiş, uzun süredir paylaşamadıklarımızı anlatmıştık birbirimize.

O geceden sonra anladım ki planlananlar değil, hayatın akışında yaşanan mutluluklar en fazla haz duygusunu yaşatıyor ve uzun ömürlü oluyorlar. O yüzden tüm planlarım zihnimde "rastgeleceği" tarihi bekliyor.

Bu yazının bitiminde Göksel'den "Benden Geçti Aşk" geliyor herkese. Haydi rastgele.
06 Mayıs 2009 Çarşamba

Millet gider Mersin'e...


Başlığın gerisi biliniyor zaten. Metnin ana konusunu belirttiğimiz bu başlıktan yola çıkarak "Dünya tersine mi dönüyor?" koreografili bir resital sunmaya çalışacağımız sonucuna ulaşıyoruz. Dansa başlayalım efendim.

Okulumuzun şenliklerinin geçen seneye bakınca pek iyi geçmeyeceğini tahmin ediyordum. Afiş tasarım yarışmasında kazanan afişi (özellikle benim tasarladığımla karşılaştırdıktan sonra) görünce bu tahminim tutarlı olma yolunda hızla ilerliyordu. Gelin görün ki dün gece getirtilen aperitif mahiyetindeki DJ ve arkasından 23:00 sularında tüm Akdeniz halkını sallamamıza sebebiyet veren Benny Benassi ile işler değişti. Şenliklerin halka açılması ve şenlik alanında satılan içki çeşitlerindeki artış ile beraber yer yerinden oynadı; eh, biz de oynadık. Tüm arkadaşlarla evin yolunu nasıl bulduk, henüz mantıklı bir cevap çıkmadı hiçbirimizden. Bugün de Hayko Cepkin varmış; idare eder, ne diyelim.

RPG açlığım yatıştı biraz. RPG açlığımı geçen günlerde 1 günlük bedava oynama imkânı ve bu oynama imkânının bulunduğu haftasonu fiyatını 40$'dan 24$'a indiren Left 4 Dead ile giderdim. Sevgilime bile aldım, hesap edin artık. Steam'in online oyun keyfine ortak olduktan sonra bu sisteme daha çok paralar akıtacağımdan eminim. Helali hoş olsun, eğlenceden prangalar eskittim birkaç gündür. Baktım bir arkadaş oynuyor, hemen damlıyorum oynadığı sunucuya yüzsüz yüzsüz. Sağ olsunlar; terslemek bir yana, şefkatle, dostluk-kardeşlik duyguları içerisinde birlikte deşiyoruz zombileri. (RPG ihtiyacını FPS ile gideren insan modeli için "tıklayınız" ama link yok, tıklasanız da bir şey olmaz.)

Zombili oyun furyası bitmedi. Plants vs. Zombies isimli bir oyunun demosunu oynadım. Steam yine yakacak beni. PopCap oyunları pek sarmazdı ama?!

Geçen sene olanların tam tersi şeyleri yaşıyorum. RPG açlığımı çıkan güzel RPG'ler bile dindiremiyordu, kutusuz oyun olayına sıcak bakmıyordum, şenlikler pek güzel değildi, sevgilim zombi deşme türevli FPS'ler oynamıyordu, derslerim iyiydi(!)... (Olsun be, varsın dersler kötü olsun.)

Unutmadan, Witch'e hastayım. Aynı sunucudayken sürekli Witch uyandırdığım için kızmayınız, kendime hâkim olamıyorum.

Zombiler ölmez, eğlence bölünmez; haydi bana eyvallah.
12 Nisan 2009 Pazar

Fantastik açlık, çevresel tokluk...


Açlığın dorukları... Cthulhu ya da Forgotten Realms RPG'si açlığıyla yanıp tutuşuyor zihnim. ADnD de olabilir, olsun yeter ki. Bir önceki yazıda bahsettiğim gibi RPG açlığımı birkaç kitap okuyup doyuracaktım güya. O evrene girdikten sonra çıkmak mümkün mü? Antalya'da da uzun zamandır ne Convention organizasyonlarına ne de masaüstü RPG'ye eleman arayanlara rastlayamadık. Sağlık olsun, bu açlık böyle gider artık. Klasikleşmiş fantastik romanları bırakıp yeni denemelere göz atmanın zamanı gelmiştir belki de. Bir bakalım, neler varmış piyasada. Beğendiklerim olursa blogta isimleri geçer mutlaka.

Fantastik evrenler konusunda video oyunlarından medet ummaya da çalışıyorum bu arada. Drakensang'in TrG'de incelemesini yaptım. Şu anda da "Elven Legacy" isimli bir sıra tabanlı strateji oyunu oynuyorum. Hoşuma gitti, isteyen denesin. Dragonage ve Diablo III çıkana kadar aperitif* arayışlarını sürdürmek gerekli.

Vizelerin son sınavı var 2 gün sonra ve ben son gün çalışmasına bıraktım yine sınavın kaderini. Üstelik en kötü vize dönemimi geçirdim; sınav sonuçlarımın yıkıcı olacağından eminim. Yaz okulu görünüyor gibi ama finalleri de görmek lazım önce. Dersler de böyle.

Farklı insanlarla tanışmaya, yüzeysel tanıdığım insanların kumaşlarına bakmaya başladım. Garip bir süreç içerisindeyim. "Sınıfta birlik olsun" diye bas bas bağırırken artık fazlasıyla seçici olduğumu fark ettim. İnsanları çekemiyorum, hiç de kasmıyorum. Antalya'da yaşayan, harika bir arkadaş çevresine sahip olan benim. Varsın, 90-100 kişi hayatımda olmayıversin efendim; kendi kayıpları. 100 adet birbirinden tamamiyle farklı insanı toplayıp "karaktersizlik" zorunluluğu koymuşlar, çok şükür ki birkaç kişi denetim zayıflığından faydalanıp bu kriterden yoksun olarak sınıfa girebilmiş. Rahatım vallahi, sınıf içi fazla takılmıyorum. Tokum bu konuda.

Kafamda projeler var, canlandıklarında yansıtırım bloga da mutlaka.

Kafamda henüz yazacak pek bir şey yok. Olduğunda onları da yansıtırım.

Uyu blog, tembelliğe alıştın zaten.

---

* -> "Aperitif" kelimesinin doğru yazımı budur.
28 Şubat 2009 Cumartesi

Geleneksel RPG günleri...


Yanlış duymadınız; Tolga'nın bilmemkaçıncı geleneksel RPG günleri başladı! Bilmemkaçıncı kez bıkmadan, şevkle, aşkla Dragonlance serilerini okuyor, bilgisayarında RPG'den RPG'ye atlıyor, odasının klasik ya da RP temalı müziklerle dolup taşmasına izin veriyor. Hele Drakansang: The Dark Eye diye bir oyun keşfetti ki RPG açlığını doyurması için çıkan bu yeni fırsattan dolayı çok memnun.

Geçen gece arkadaşımın evinde dışarıda deli gibi yağmur ve ertesi gün okul olan bir gecede ışıklar kapalıyken kafama taktığım (amacı okumak mı ya da maden aramak mı olduğunu kestiremediğim) bir ışıklı bandana ile sıcacık yatağın içine gömülmüş, deliler gibi Dragonlance okuyordum. Arkadaşlarım sağımda solumda uyurken zihnimdeki tek şey Drizzt(Evet, vallahi Drizzt. Güya Forgotten Realms ama unutulmuyor şerefsiz!), Tanis, Raistlin, Caramon, Sturm, Flint ve diğerleriydi. Yağmurun sesi müzik olmuş kulağıma ilişiyor, sesli bir sessizlik yaşatıyordu bana. Ortam o kadar karanlık ve o kadar okumaya teşvik eder biçimdeydi ki Kararık Orman'ın içinde olup olmadığımdan emin değildim. Hissedebileceğim en güzel karanlıktı bu. Huzur bu olmalıydı; her hatırlayışımda bile içimi saran bu sıcaklıktan başka ne olabilirdi ki?

Kitaplar, ne çok özlemişim meğer sizleri...
16 Şubat 2009 Pazartesi

Tatil verdim kendime...

Vallahi acımadım, verdim kendime tatili. Şu an sağ tarafımda NBA All-Star maçında Batı Konferansı Doğu'yu 146-117 yeniyor ve maçın son dakikasındalar. Yılda 1 kez seyredilebilecek böylesine önemli bir karşılaşmadan kendimi mahrum edip okulda herhangi bir pazartesi günü yaşamak daha mı iyiydi? Eh, yarın da bu senenin en gıcık 2. hocasının hiç gitmediğim ve imza almadığı için gitmeyi de düşünmediğim iğrenç dersi var; ona da gitmeyince cumartesi, pazar ile birlikte 4 gün tatil yapmış olacağım. Ne güzel iş be!

Tatilde ne yapacağım? Maalesef "sinemada seyredilesi filmler" kategorisine gram yakıştırmadığım Recep İvedik denen dalgaya gideceğim. Şahan bey filme köpek muamelesi yapıldığını söylemiş; çok yanlış anlamış durumu belli ki. Burada köpek ben ve benim gibiler oluyor ki böylesine basit, anlamsız bir filme gidiyoruz. Niye gidiyorum peki? Anlamsız çünkü. Üzerinde düşünülecek kaç kitap ya da filmin muhabbeti dönüyor ki arkadaş arasında? Sinemada birbirinizin yüzünü görmeden anıra anıra gülüyor, ertesi gün(ler) de hatırlatıp anırmadan gülüyorsunuz. Arkadaş çevremin daha elit olmasını istediğim gibi bir sonuç çıkabilir buradan ancak öyle bir durum da yok. Ülkemizdeki elit geçinen insanlar bana acınası yaratıklar gibi geliyorlar. Hele bir de "Lost, Heroes, Prison Break, Dexter izlemek kültürlü yaşamaktır" ilkesine kendisini adamış, bu dizileri yaşam kaynağı yapmış adamlar var ki acıyamıyorum bile onlara. Ulan manyak herif, diziler gerçekten de çok başarılılar; anladık da bu "Aaaa, bu bölümü seyretmedin mi?" tavırları ne? Daha da saçma olan tarafı, böyle insanları toplum kabulleniyor. Ben kalkıp bilgisayar oyunları hakkındaki bilgilerimi; gerek eğlenceli gerekse iktisadi yönlerini paylaşayım desem burun kıvırmayı bilir ama elit toplumumuz. Dexter mı gerekli bu topluma? Gerekliyse ben uzakta kalayım bir zahmet.

E ben nasıl bir çevre istiyorum o zaman? İçi ve dışı bir olan, düşünüp düşündüğünü ifade edebilen, gerekli şeylerin göreceli olduğunun farkında bireylerden oluşan bir çevre, toplum istiyorum. En yakın arkadaşım sinemayı sevmeyen, belki de ömründe 1-2 defa gitmiş, genellikle damar dediğimiz türde müzik dinleyen bir insan. Beni hiç rahatsız etmiyor çünkü benim yaşam tarzım da onu rahatsız etmiyor. Sinemaya gittiğimde bana filmin nasıl olduğunu soruyor, ilgisini çeken türde bir filmse tavsiye ediyorum; DVD'si piyasaya çıkınca alıyor, izliyor. Kendi hâlinde olmak, yaşam tarzının ne kimseye benzemesi ne de kimseden farklı olması için çaba harcamamak bu kadar zor mu? Bence değil.

---

Yazıyı yazdıktan sonra bir önceki yazımın üstünden "tamı tamına" 2 ay geçtiğini fark edince şaşırdım. Geçen yazımda bahsettiğim neleri başarmışım, başaramamışım bakalım:

-Hız aşırtma konusunda hedeflediklerimi yaptım, dahasını da yapabilitem olmasına rağmen ihtiyacımı görmesi nedeniyle parçaları çok fazla zorlamıyorum şu an.

-TrG'de yazılarım devam ediyor her zamanki gibi.

-BtG'den sınıfta kaldım çünkü kendimden istediğim verimi bir türlü alamadım BtG konusunda. İlk zamanlarda bunun ilham gelmemesinden kaynaklandığını düşünüyordum ancak şu an daha net anladım sebebini ki ben Ayna-i Marzî ve Echo dışında OGZ oluşumu ve bu oluşuma dahil olanlar hakkında hiçbir şey hissetmiyorum. Nitekim BtG'nin sabit paylaşımcıları dışında istediği zamanlarda paylaşım yapan takipçileri genellikle forumdaki arkadaşlarının paylaşımlarını görmeleri için yapıyor bu paylaşımları. O kitleye karşı hiçbir şey hissetmiyorum ve açıkçası bu kitleyle fazlasıyla yakınlaşmış bir kadroya sahip derginin bir bölümünde bu kitle tarafından okunacak paylaşımlar yapmam bana anlamsız geliyor. Bu kişiler dışında da okuyanlar vardır elbet ama biraz somutluk arıyor insan. BtG'ye ve kalıcı paylaşım yapanlarına özverilerinden ve sabırlarından dolayı büyük saygı duyuyorum; bu nedenle tam anlamıyla özen göstererek yoğunlaşamadığım bir paylaşımı onlara sunmak istemiyorum. Uzun lafın kısası, OGZ'nin yanında BtG'den de uzaklaşmam en iyisi olacak. Hem Ayna'yı yeniden hayalkırıklığına uğratmamam hem de sözde iş yapmamam için en hayırlısı bu olacaktır.

Neyse, yazarım yine arada ben. Haydi bana iyi tatiller!

16 Aralık 2008 Salı

Bir miktar yaşam...


Güzel geçti bayram.
Bu atmosferi ne kadar çok özlediğimi yeniden anlamamı sağladı bayramın gelişi. Sürekli bir koşuşturma, sürekli bir telaş içerisinde küçükten büyüğe herkes. Tamam, bayramda herkes kendince ibadetini yapıyor ama samimiyetin böylesine zirve yaptığı kaç gün var ki? Prosedür icabı ziyarete gidilen yerler de oluyor elbette ama sevdiğiniz, sürekli yanınızda olan insanlarla bayramlaşmak kadar içten ve huzur verici kaç saniyeye sahip olabiliyorsunuz yaşantınız boyunca? Güzeldir bayram, sevgi yumağı olmak için de son derece elverişlidir. Özellikle dostlar için tam bir araya gelme zamanıdır.

Görüşme bahanesiydi bayram.
Dostlarla bir araya gelme zamanı dedik ya, biz de boş durmadık tabii. Eski sınıf arkadaşlarım, sürekli görüştüğüm dostlarım derken belki koca yıl boyunca görüşme fırsatı bulamadığım birçok güzel insanla bir araya geldik. Görüşme ihtimali vermediğim çok sevdiğim bir dostum İzmir'den geldi sağ olsun, 1 gün de olsa görüşebildik. En yakın arkadaşım, dosttan öte kardeşim çalışıyordu maalesef; olsun, bize her gün bayram. Bizim elemanlar da okullarından gelip uğrayabildiler. Yıl olmuş görüşmeyeli; eski sınıf arkadaşlarımla da gezip tozduk bir güzel. Bayramın bitişinde de Echo ve Serkan ile güzel bir kahvaltı + PS3 keyfi yapmışız ki tadından yenmez bir gün oldu bizler için. Final dediğin böyle olmalı ama değil mi?

Bitmeseydi keşke bayram.
Öğleden sonra okula gideceğim. Dün gittiğimde herkesin yüzünde "bayram keşke bitmeseydi bakışları" vardı. Tatilden çok bayram özlemi vardı çoğunlukta çünkü ailelerinden uzak kaldıkları bunca zaman boyunca en çok böyle kaynaştıkları, geleneklere boğuldukları günleri özlemişlerdi. Ben yine ailemin yanındaydım ama o bayramın tadı yeniden bulunur mu hiç? Finallerden sonra yarıyıl arası tatil bu bayramdaki huzurun yarısını verebilecek mi bize? Bu kadar kenetlenebilecek miyiz yakınımızdakilerle? Hayır.

Okulun başlamasıyla sorumluluklar da başladı tabii. 2 hafta sonra final telaşı saracak herkesi ki şimdiden herkesin yüzünde o telaşı görebiliyorum; bayramını derslere yatırımla geçirenler bile var. Dersleri geçtim, yazı sorumlulukları da var daha. Çok hoş bir projemiz var sayın Murat Güngör ile; onu TrG'de hayata geçirmekle meşgulüz. Onun üstüne BtG'de de ufak bir aksaklık nedeniyle yayınlanamayan yazım yayınlanacak, dergiyi almaları konusunda tehdit ediyorum herkesi. BtG'ye olan paylaşımlarımın da "gelişmek suretiyle" devam edeceğini hatırlatayım. Basit bir denemeyle giriş yapmak istedim sadece; birden iddialı bir yazı göndermek istemedim. Bundan sonraki yazılarda dilin ağırlaşacağını, terimsel ya da geyiksel anlatımın tercihe bağlı olarak yoğunlaşacağını garanti edebilirim.

Unutmadan, overclock sevdam geri döndü. Topluyorum parçaları, yeni testlerle rekorları dağıtmaya geliyorum. (Aman donanımı dağıtmayalım da!)

Bekleyin sadece. Yazacak çok şeyler var daha. Tek gereken bir miktar yaşam...