Gelişim Olanakları Eğrisi...

Yukarıdaki eğri bir ekonomi öğrencisinin ilk derslerinde göreceği çok basit bir kavramın (Üretim Olanakları Eğrisi) yaşantıma çevrilmiş hâli olup geyikonomi örneklemesi niteliğindedir. Küçük bir açıklama olarak; UY eğrisi, üniversite yıllarımı; Emax, üniversite yıllarımın tamamını harcayarak ulaşabileceğim iktisadi bilgi birikimini, Hmax de aynı zamanı hobilerime ayırarak ulaşabileceğim kümülatif tecrübe ve eğlence miktarını simgelemektedir. Kısacası azalan verime sahip bu eğride kaderin ve değişen fikirlerin oranlaması sonucu farklı noktalar seçilmekte, bu noktalara göre eksenlerden en az birinden bir miktar feragat edilmektedir.
Sonuç: Can sıkıntısının insana yaptıramayacağı şey yok. Ekonomi ve hobilerim arasındaki yoğunlaşma tercihlerimin ne büyük bir kararsızlık içerisinde vuku bulduğu en iyi böyle özetlenmektedir sanıyorum. Eğlenmek için ekonomiyi kullanan bir insan kadar akıl sağlığını yitirmiş kaç organizma vardır ki şu dünyada?
---
Bu garip giriş kısmından sonra ne yaptıklarıma değineyim blog. Uzun süredir üzerinde çalıştığım site projemin tamamlanmasına çok az bir süre kaldı. Bu proje tamamlanma aşamasındayken 2 site projesi daha geçti elime; onların da hakkını vermeye çalışmakla meşgul olacağım birkaç hafta boyunca. Ekonomiyi pek sallamıyorken birden ne olduysa üzerime yapıştığını hissettim. Her istatistik ve her konu ekonomiyle ilişkilendirilir oldu zihnimde. Siyasette hangi tarafın neler yaptığı değil, çıkar çatışmalarının ve uluslararası siyasetin ülkeyi ekonomik anlamda ne gibi değişikliklere sürüklediği ilgimi çeker oldu. Okan Bayülgen yurtdışında ekonomi eğitimi alırken derste ilerideki mesleği sorulduğunda "ekonomist" cevabını veren tek kişiymiş. Hocası da gülüp kaba tabirle "Ülkeyi mi kurtaracaksın?" tarzında cevaba gereksinim duymayan bir soru yöneltmiş. Alaya alınmış çünkü yurtdışında bile insanlar ekonomist yerine ekonomiyle ilgili mesleklerde çalışacak insan yetiştirmekle meşgulmüş. O da anlattıktan sonra gülüp geçmişti aynı şekilde. Uzun süre ben de gülüp geçtim aklıma geldikçe ancak şimdi kendime sormuyor değilim "Denemeye değmez mi?" diye. Bu örümcek zihinler başka ekonomistlerin kitaplarından hayata bakmaya alışmışken fark yaratmak bu denli imkânsız mı? Belki de öyle, belki de hayal kuruyorum, kim bilir... Gelecek planlarım arasında ekonomist olmak yok belki ama en azından gazetelerde ve haberlerde ekonomiden bahsedilirken kanal/sayfa değiştirmekten kurtulmak gibi bir özellik kazanıyorum yavaş yavaş. Günlerin ne getireceği ya da götüreceği bilinmez; bakarsın, bir anda ekonomi de silinir zihnimden. Bunlar sadece güncel fikir özetleri.
Ne öğrendim? Bir iktisatçı için ekonomi ve geleceğe dair en büyük kararsızlıklar 3. sınıfta başlıyormuş.
Yeniden tatil bahaneleri: Tatil sonu tatili...

Bu sene yeterince tatil yaptım ancak okulumun başlayacağı şu günlerde sevgilimi de alıp biraz uzaklaşma niyetindeyim her şeyden. Arkadaşlarımla yaz okulu bittiğinden beri görüşemedim, eski arkadaşlarım yavaş yavaş iş hayatına karıştılar derken binbir türlü etken yardımcı oldu bir başıma kalmama. Üstüne de site mevzusu gündeme oturdu. Her gün öğlen saatlerinde uyur oldum, gecemi gündüzümü harcıyorum tabir yerindeyse. Site açılışı için belirlediğimiz tarihe az bir süre kala kaçma kararı verince ekip bayağı şaşırdı ama anlayış gösterdiler, sağ olsunlar. Gerçekten çok uğraştım bu iş için, hepsi biliyor. Döndüğümde de temizlenmiş zihnim ile çok daha yaratıcı şeyler ortaya koyacağımdan eminim.
Tolga kendini sessizliğe bırakıyor blogcum. Tatil ve site işleri bitip de okul telaşına kavuştuğumda seninle ilgileneceğim, söz veriyorum. Çok özlemişim seninle vakit geçirmeyi. Hoşça kal şimdilik. Arada uğrayan olursa Ramazan sebebiyle içki servisini bayram sonrasına ertelediğimiz bahanesini sunup kaçak çay ikram edersin. Bu sayede 1 ay da olsa içki masrafından kurtuluruz. Eh, ben de tatil parasını çıkartırım bari.
Ne pis geyiğim varmış be blog. Olsun; seviyorsun beni, biliyorum.
Yine boş durmuyoruz; dizayn zamanı...
Site dizaynı işlerine az buçuk da olsa geri döndük. Blogla da ilgilenemememin en büyük sebebi budur. Ha bunun yanında SF IV etkeni de var ama o kadarcık da anlayış gösterin canım benim.
İstanbul'da doğum günü...

ING Bank proje yarışması nedeniyle gittiğim İstanbul'da hiç planlamadığım bir biçimde yeni yaşıma girdim. Şu an Antalya'dayım ve neyse ki bu yaşımı iki şehirde de kutlama fırsatı buldum. Uzun zamandır görmediğim bir ağabeyimle de İstanbul'da görüşebilmek beni çok memnun etti. Farklı şeyler yaşıyor insan, ne güzel.
Tatil asla başlamaz...

Finallerin bittiği gün tatile girmiş olmanın sevinciyle evime geldim. Baktım ki hiçbir farklılık hissetmiyorum. Bitti de ne oldu? Diğer seneyi, önceki senenin notlarını düşünmeden yapabildim mi? Neyse deyip yine bıraktık kendimizi zamanın akışına.
Yapacak, önceden yapılmadığı için gecikmiş çok şey var. Birçok tatil planı var kafamda ancak hepsi diğer insanlara bağlı. Kariyerim ve kişisel zevklerim adına da yapmam gerekenler var.
Hep yapmam gerekenler varken ben ne yapıyorum? İşte bunları:
Oyunlarla ve TrGamer ile ilgileniyorum her zamanki gibi. Killing Floor'a sardım şimdi de. TrG'deki incelememde de bahsettiğim gibi harcanacak en yerinde 15$'lık alışverişlerden birisi olduğu kesin. Geceleri can sıkıntıma çok iyi çare oluyor.
Film izliyorum ancak planladığımın daha altına film izleyebildim şimdiye kadar. Başka şeylere kayıyor hep zaman.
Günlük spor yapıyorum. Gün başına duş süresi ile birlikte ayırdığım 1,5-2 saatlik bu koşuşturma tüm gün boyunca kafamı rahatlatmaya yetiyor.
Kitap okuyorum ancak bu aktivite de aynı filmler gibi istediğim yoğunluğa ulaşamadı bir türlü.
Kafamı dinliyorum. Antalya'nın o güzel havasına bir ağaç gölgesinde serin çimlere oturarak karşılıyorum akşamüstü vakitlerinde.
Bunlarda en büyük eksik şüphesiz ki arkadaşlarım. Buradaki arkadaşlarımın şehirlerine gitmiş olması, normalde burada yaşayıp da başka şehirde okuyanların ise henüz gelmemesi başlarda bayağı canımı sıkıyordu. Şimdi ise kendimle biraz baş başa kalmaya ihtiyacım olduğunu anlamamı sağladı. Yine de eksik olmaması gereken "bir" arkadaşım var, onunla da daha geçen görüştük yine. Normalde çalıştığı için bir türlü görüşemiyorduk ama kısa süreliğine izin almış; hemen yanıma geldi o gece motoruyla gezelim diye. Ben de onun yerine bizim arabayla gezmemizi önerdim ve gece 1:00 sularında koyulduk yola, Antalya'da gececilerin tüm mekânlarına uğradık beraber. 4:00 civarında mekânlar da bitti artık, başladık karış karış gezmeye, gezerken muhabbet etmeye. Saat 7:00'ye doğru eve girdim ve harika bir gece olduğu konusunda hemfikirdik. Eğlenmiş, dertleşmiş, uzun süredir paylaşamadıklarımızı anlatmıştık birbirimize.
O geceden sonra anladım ki planlananlar değil, hayatın akışında yaşanan mutluluklar en fazla haz duygusunu yaşatıyor ve uzun ömürlü oluyorlar. O yüzden tüm planlarım zihnimde "rastgeleceği" tarihi bekliyor.
Bu yazının bitiminde Göksel'den "Benden Geçti Aşk" geliyor herkese. Haydi rastgele.
Millet gider Mersin'e...

Başlığın gerisi biliniyor zaten. Metnin ana konusunu belirttiğimiz bu başlıktan yola çıkarak "Dünya tersine mi dönüyor?" koreografili bir resital sunmaya çalışacağımız sonucuna ulaşıyoruz. Dansa başlayalım efendim.
Okulumuzun şenliklerinin geçen seneye bakınca pek iyi geçmeyeceğini tahmin ediyordum. Afiş tasarım yarışmasında kazanan afişi (özellikle benim tasarladığımla karşılaştırdıktan sonra) görünce bu tahminim tutarlı olma yolunda hızla ilerliyordu. Gelin görün ki dün gece getirtilen aperitif mahiyetindeki DJ ve arkasından 23:00 sularında tüm Akdeniz halkını sallamamıza sebebiyet veren Benny Benassi ile işler değişti. Şenliklerin halka açılması ve şenlik alanında satılan içki çeşitlerindeki artış ile beraber yer yerinden oynadı; eh, biz de oynadık. Tüm arkadaşlarla evin yolunu nasıl bulduk, henüz mantıklı bir cevap çıkmadı hiçbirimizden. Bugün de Hayko Cepkin varmış; idare eder, ne diyelim.
RPG açlığım yatıştı biraz. RPG açlığımı geçen günlerde 1 günlük bedava oynama imkânı ve bu oynama imkânının bulunduğu haftasonu fiyatını 40$'dan 24$'a indiren Left 4 Dead ile giderdim. Sevgilime bile aldım, hesap edin artık. Steam'in online oyun keyfine ortak olduktan sonra bu sisteme daha çok paralar akıtacağımdan eminim. Helali hoş olsun, eğlenceden prangalar eskittim birkaç gündür. Baktım bir arkadaş oynuyor, hemen damlıyorum oynadığı sunucuya yüzsüz yüzsüz. Sağ olsunlar; terslemek bir yana, şefkatle, dostluk-kardeşlik duyguları içerisinde birlikte deşiyoruz zombileri. (RPG ihtiyacını FPS ile gideren insan modeli için "tıklayınız" ama link yok, tıklasanız da bir şey olmaz.)
Zombili oyun furyası bitmedi. Plants vs. Zombies isimli bir oyunun demosunu oynadım. Steam yine yakacak beni. PopCap oyunları pek sarmazdı ama?!
Geçen sene olanların tam tersi şeyleri yaşıyorum. RPG açlığımı çıkan güzel RPG'ler bile dindiremiyordu, kutusuz oyun olayına sıcak bakmıyordum, şenlikler pek güzel değildi, sevgilim zombi deşme türevli FPS'ler oynamıyordu, derslerim iyiydi(!)... (Olsun be, varsın dersler kötü olsun.)
Unutmadan, Witch'e hastayım. Aynı sunucudayken sürekli Witch uyandırdığım için kızmayınız, kendime hâkim olamıyorum.
Zombiler ölmez, eğlence bölünmez; haydi bana eyvallah.
Fantastik açlık, çevresel tokluk...

Açlığın dorukları... Cthulhu ya da Forgotten Realms RPG'si açlığıyla yanıp tutuşuyor zihnim. ADnD de olabilir, olsun yeter ki. Bir önceki yazıda bahsettiğim gibi RPG açlığımı birkaç kitap okuyup doyuracaktım güya. O evrene girdikten sonra çıkmak mümkün mü? Antalya'da da uzun zamandır ne Convention organizasyonlarına ne de masaüstü RPG'ye eleman arayanlara rastlayamadık. Sağlık olsun, bu açlık böyle gider artık. Klasikleşmiş fantastik romanları bırakıp yeni denemelere göz atmanın zamanı gelmiştir belki de. Bir bakalım, neler varmış piyasada. Beğendiklerim olursa blogta isimleri geçer mutlaka.
Fantastik evrenler konusunda video oyunlarından medet ummaya da çalışıyorum bu arada. Drakensang'in TrG'de incelemesini yaptım. Şu anda da "Elven Legacy" isimli bir sıra tabanlı strateji oyunu oynuyorum. Hoşuma gitti, isteyen denesin. Dragonage ve Diablo III çıkana kadar aperitif
* arayışlarını sürdürmek gerekli.
Vizelerin son sınavı var 2 gün sonra ve ben son gün çalışmasına bıraktım yine sınavın kaderini. Üstelik en kötü vize dönemimi geçirdim; sınav sonuçlarımın yıkıcı olacağından eminim. Yaz okulu görünüyor gibi ama finalleri de görmek lazım önce. Dersler de böyle.
Farklı insanlarla tanışmaya, yüzeysel tanıdığım insanların kumaşlarına bakmaya başladım. Garip bir süreç içerisindeyim. "Sınıfta birlik olsun" diye bas bas bağırırken artık fazlasıyla seçici olduğumu fark ettim. İnsanları çekemiyorum, hiç de kasmıyorum. Antalya'da yaşayan, harika bir arkadaş çevresine sahip olan benim. Varsın, 90-100 kişi hayatımda olmayıversin efendim; kendi kayıpları. 100 adet birbirinden tamamiyle farklı insanı toplayıp "karaktersizlik" zorunluluğu koymuşlar, çok şükür ki birkaç kişi denetim zayıflığından faydalanıp bu kriterden yoksun olarak sınıfa girebilmiş. Rahatım vallahi, sınıf içi fazla takılmıyorum. Tokum bu konuda.
Kafamda projeler var, canlandıklarında yansıtırım bloga da mutlaka.
Kafamda henüz yazacak pek bir şey yok. Olduğunda onları da yansıtırım.
Uyu blog, tembelliğe alıştın zaten.
---
* ->
"Aperitif" kelimesinin doğru yazımı budur.